T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI TÜRKİYE SANAYİ STRATEJİSİ 2011-2014 ÖZETİ

20 Feb

GİRİŞ

  • Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde AB ile yürütülen 35 müzakere faslından biri “İşletmeler ve Sanayi Politikası”dır.
  • Türkiye ekonomisi 2001 yılından bu yana önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yüksek tempolu büyümenin yaşandığı bu dönemde ekonomideki yapısal dönüşüm de hız kazanmıştır.
  • Diğer taraftan Türkiye ekonomisinin, 2001 krizinden sonra tempolu bir büyüme sürecine girmiş olduğu görülse de ekonominin küresel rekabetçilik sıralamalarında olması beklenen yerde olmadığı görülmektedir.
  • Doğru tasarlanmış bir sanayi stratejisinin etkin bir şekilde uygulanması ile birlikte Türkiye’nin üretiminin katma değeri de arttırılabilecektir. Sanayi politikasının tasarımında, hizmet sektörünü de strateji kapsamında ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.
  • Türkiye’nin sanayi vizyonunu belirlemek amacıyla tüm paydaşların katılımıyla, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın öncülüğünde bir arama konferansı gerçekleştirilmiştir. Bu arama konferansı neticesinde, Türkiye için uygulanacak stratejinin uzun dönemli vizyonu “Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak” olarak belirlenmiştir. Bu vizyona ve genel amaca yönelik olarak;
  • Kamu kurum ve kuruluşları bu süreçte yatay sanayi politikası alanlarında aktif olarak iyileştirmeler yapmak suretiyle tüm sektör genelinde verimlilik artışlarına katkı yapacaktır.
  • Bu kapsamda, 8 yatay sanayi politikası alanında kamu proaktif bir rol üstlenecek ve özel sektörün verimliliği önündeki engellerin kaldırılmasını hedefleyecektir. Söz konusu yatay sanayi politikası alanları aşağıdaki gibidir:
    • Yatırım ve iş ortamı
    • Uluslararası ticaret ve yatırım
    • Beceri ve insan kaynağı
    • Küçük ve Orta Büyüklükte İşletmelerin (KOBİ) Finansmana Erişimi
    • Firmaların Teknolojik Gelişimi
    • Altyapı Sektörleri ve Girdi Maliyetleri
    • Çevre
    • Bölgesel Kalkınma
  • Türkiye’nin sanayi stratejisi belirlenirken AB’deki sektörel strateji yaklaşımları baz alınmıştır. Stratejinin hayata geçirilebilmesi için uygulama izleme ve koordinasyon mekanizmasının oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
  • Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, ilgili tüm paydaşların katılımıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlığında bir İzleme ve Yönlendirme Komitesi kuracak ve kamu kurumlarının katılımıyla ortak girişimler oluşturacaktır. Sanayi Stratejisine ilişkin olarak 6 (altı) ayda bir izleme ve değerlendirme raporu hazırlanacaktır.
  • Orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracat içindeki payının arttırılması,
  • Düşük teknolojili sektörlerde katma değeri yüksek ürünlere geçişin sağlanması,
  • Becerilerini sürekli geliştirebilen şirketlerin ekonomideki ağırlığının arttırılması, şeklinde üç temel stratejik hedef tespit edilmiştir. 

1.      MEVCUT DURUM

  • Dünya ekonomilerinin bütünleşme eğilimi, AB ve DTÖ gibi uluslar arası kurumların ekonomi politikalarındaki artan belirleyiciliği, teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler, başta Çin ve Hindistan olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin yükselişi ve emtia fiyatlarındaki artış gibi unsurlar, Türkiye’nin ekonomik büyüme kapasitesini doğrudan etkilemektedir.
  • Küresel ekonomi 1997-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 4,0 olarak büyürken, dünya ticareti dünya hâsılasına göre daha hızlı bir gelişme göstermiştir. 2008 yılında ise, küresel ekonomi yüzde 3,0 büyümüştür.
  • Aynı yıl, tüm dünya ülkelerini etkisi altına alan küresel ölçekte finansal bir krizle karşı karşıya kalınmıştır. 2008 yılı Eylül ayı sonrasında şiddetlenen finansal kriz İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş boyutta bir küresel duraklama dönemine girilmesine neden olmuştur. 2009 yılı genelinde küresel ekonomi yüzde 0,6 oranında daralmıştır.
  • Tüm uluslararası kuruluşlar, hâlihazırda görülen küresel ekonomik toparlanmanın beklentilerden hızlı gerçekleşmesine rağmen, son dönemde aşağı yönlü risklerin artış gösterdiğine dikkat çekmektedir.
  • Bununla beraber, Çin’in son yıllardaki yüksek performansı, küresel ekonomideki gelişmeleri doğrudan etkilemektedir. Çin’dekine benzer bir büyüme süreci de Hindistan’da gerçekleşmektedir. Bunlara ek olarak, Brezilya ve Rusya’nın da, özellikle sahip oldukları doğal kaynaklar nedeniyle dünya ekonomisi için önemleri artmaktadır.
  • Yeni küresel mimaride yüksek katma değer yaratabilmek; uzmanlaşma, yeni teknolojilerden faydalanma, yenilikçilik kapasitesini geliştirme gibi faktörlere bağlı hale gelmektedir.
  • Sanayi stratejisi, uygulandığı ülkelerde, küresel ekonomiye uyum biçimini şekillendiren/yönlendiren bir araç olarak ön plana çıkmaktadır. Geçmiş dönemde, özellikle Uzakdoğu ülkeleri, sanayi politikaları yardımıyla ekonomik kalkınmanın ivme kazandığı önemli başarılar sergilemişlerdir (Japonya ve Kore).
  • Sanayi politikası alanındaki başarılı ülke örnekleri, politika uygulama, izleme ve koordinasyon kapasitesinin, en az tasarlanan politikaların niteliği kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler

  • ABD ekonomisindeki yavaşlama ve mali piyasalardaki sorunlar, AB’ye de yansımaktadır.
  • Özellikle, Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan, İspanya ( PIIGS ülkeleri ) başta olmak üzere, birçok Avrupa ülkesinde ek mali tedbirler devreye konularak orta vadede krizin etkilerinin ortadan kaldırılması, ülkelerin mali yapılarının sağlamlaştırılması ve güven ortamının yeniden tesis edilmesi hedeflenmiştir.
  • AB’deki sanayi faaliyetleri, özellikle Çin ve diğer yükselen Asya ekonomilerinden gelen önemli bir rekabet baskısıyla karşılaşmaktadır.
  • Bu eğilimler sonucunda, sanayinin rekabet gücünü arttırıcı yatay sanayi politikası AB’nin gündeminde önem kazanmaktadır. Endüstriyel yeniliğin, Ar-Ge yatırımlarının ve sanayi sektörlerinde yeniden yapılanmanın desteklenmesi için yeni yaklaşımlar geliştirilmektedir.
  • Türkiye, 1999’da almış olduğu AB’ye aday ülke statüsünden daha önce, 1996’dan itibaren Gümrük Birliği’nin içinde olması nedeniyle, diğer yeni üye ve aday ülkelerden farklı bir konumda bulunmaktadır. Özellikle sanayi alanında Türkiye, AB’nin önemli bir parçası haline gelme sürecindedir.

Türkiye’deki gelişmeler ve rekabet gücü

  • 90’lı yılları çalkantılarla geçiren Türkiye ekonomisi, 2001 krizinin ardından uygulanan yapısal reformlar sonucunda sağlanan makroekonomik istikrarla beraber bu dönemde dünyadaki en başarılı ekonomik büyüme performanslarından birini sergilemiştir.
  • Türkiye ekonomisi 2002-2008 yılları arasında yatırım ve verimlilik artışlarına dayalı olarak 27 çeyrek üst üste büyümüştür.
  • 2005-2008 döneminde ilave istihdam artışı yıllık ortalama yüzde 1,9 düzeyinde iken, 2009 yılında küresel kriz nedeniyle istihdam artışı yüzde 0,4’e düşmüştür.
  • Küresel finansal krizin etkileri ile birlikte, 2008 yılının dördüncü çeyreğinde, sanayi katma değeri yüzde 10,6 oranında azalmıştır.
  • Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomik büyümesinin yavaşlamasının ihracata etkileri 2008 yılının son aylarında görülmeye başlamıştır. 2007 yılında yüzde 56,3 olan Avrupa Birliği’nin ihracattaki payı 2009 yılında yüzde 46’ya gerilemiştir.
  • Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan 2009-2010 Global Rekabet Gücü Endeksine göre, Türkiye 133 ülke arasında, 61. sırada yer almaktadır.
  • Türkiye’nin rekabet gücünün bileşenleri AB’ye yeni üye olan 12 ülkeyle mukayese edildiğinde, özel sektör gelişmişliği, yenilikçilik, kamudaki kurumsal altyapı, özel sektördeki kurumsal yönetişim düzeyi alanlarındaki performansının daha iyi; fikri mülkiyet hakları, demiryolu ağı kalitesi, liman kalitesi, bilgi-iletişim teknolojilerinin yaygınlığı alanlarındaki performansının ise daha kötü olduğu görülmektedir.
  • Türk imalat sanayinin alt sektörler bazındaki yapısında, 1996’dan 2008’e önemli bir niteliksel dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Toplam imalat sanayi ihracatı içinde otomotiv, makine, beyaz eşya, elektronik, petrol ürünleri ve lastik-plastik sektörlerinin payında kayda değer bir artış görülmektedir.
  • AB ile karşılaştırıldığında teknoloji yoğun sektörlerin Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı hala çok geridedir.
  • Sanayi ihracatında orta-üstü teknoloji içeren sektörlerin payının artmasının bir sonucu olarak Ar-Ge’ye yapılan harcamalar son dönemde önemli bir artış eğilimine girmiştir. 2007’de GSYİH’nin yüzde 0.76’sı düzeyinde, 3,2 milyar Avro’luk Ar-Ge harcaması yapılmıştır. 2008’de ise GSYİH’nin yüzde 0.73’ü düzeyinde Ar-Ge harcaması yapılmıştır Her ne kadar bu miktar AB’nin bu alandaki Lizbon Hedefi olan yüzde 3 hedefinin çok altında ise de, nominal olarak, AB’ye yeni katılan tüm üye ülkelerin toplam 5,81 milyar Avro’luk Ar-Ge harcamasının yaklaşık yarısından fazlasına denk gelmektedir.
  • 2001’den sonra, küresel veya bölgesel ölçekte iş yapan büyük Türk şirketlerinin stratejilerinde de niteliksel bir değişim gözlenmektedir. 90’lı yıllarda, çok fazla sayıda ve farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri bünyelerinde bulunduran başlıca holding şirketleri, 2001 krizinin ardından kritik bir yeniden yapılanma ve konsolidasyon sürecine girmişlerdir. Böylece günümüzde, toplam ciro açısından ilk onu oluşturan holding şirketlerinin, yaklaşık dört veya beş sektörde faaliyetlerini odaklandırdıkları görülmektedir.

AB’ye Ekonomik Entegrasyon

  • AB ülkeleri, Türkiye ekonomisinin dış dünya ile bağlantısında belirleyici bir konuma sahiptir. Ticari anlamda yaşanan entegrasyona ek olarak, Türkiye, Avrupa kaynaklı doğrudan yabancı yatırımlar kanalıyla da AB’ye hızla entegre olmaktadır. Türkiye’ye 2003-2007 yılları arasında gelen toplam 47,3 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımın yüzde 72’si AB ülkelerinden gelmiştir.
  • AB-27 ülkelerinde imalat sanayi ürünlerindeki genel pazar payımız 2003 yılındaki yüzde 3,8 düzeyinden, yılda ortalama yüzde 7 artışla 2007’de yüzde 4,7 düzeyine ulaşmıştır.

Türkiye Ekonomisi ve Küresel Finansal Kriz

  • Küresel ekonomik kriz Türkiye ekonomisini üç kanaldan etkilemiştir. Bunlar, dış ticaret imkanlarındaki daralma, finansman ve likidite koşullarındaki sıkılaşma ile beklentilerdeki kötüleşme olarak özetlenebilir.
  • İhracatın yarıya yakın bir bölümünün gerçekleştirildiği AB ülkelerinde krizin şiddetli şekilde hissedilmesi, ülkemizin ihracat performansını önemli ölçüde düşürmüştür.
  • Türkiye bankalarında herhangi bir yapısal bozukluğun gözlenmiyor olması, yaşanılan krizi 2001 krizinden ayıran önemli bir unsurdur. Ancak bu durum, bankaların dışarıdan temin edeceği fonlardaki azalmanın önüne geçemediği için, sendikasyon kredilerinde ve döviz cinsinden borçlanmada zorluklar yaşanmıştır. Piyasalarda risk algılamasının artması ve güvenin azalmasının, yatırımcı ve tüketici davranışlarına olan olumsuz etkileri ise krizin diğer bir etki kanalıdır.
  • Gerek dış talep gerekse iç talepteki gerilemeye bağlı olarak Türkiye ekonomisinde üretim, ihracat ve işsizlik göstergeleri olumsuz yönde etkilenmiştir.
  • Sanayi üretimi 2010 yılı Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16,9 oranında artmıştır.
  • Finansal krize karşı ülkeler bir yandan koordineli olarak ortak tedbirler alırken diğer yandan kendi ekonomik yapılarını da dikkate alarak ülkeye özgü tedbirler uygulamaktadır. Türkiye’de krizle ilgili gelişmeler, başta Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) olmak üzere oluşturulan izleme mekanizmalarıyla düzenli olarak takip edilmektedir.
  • Küresel finansal krizin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla 2008 yılının ikinci yarısından itibaren likidite, vergi/prim, üretim/ihracat ve finansman odaklı olmak üzere çeşitli tedbirler alınmıştır.
  • Likidite destekleri kapsamında; bankaların birbirlerinden ABD Doları ve Euro üzerinden döviz borç alıp vermelerine olanak sağlanması amacıyla düzenlemeler yapılmış, Merkez Bankası’nca yapılan döviz alım ihalelerine ara verilmiş, Merkez Bankası Likidite Desteği Kredilerinin kullanım koşullarını belirleyen yönetmelik yayımlanmış, yabancı para zorunlu karşılık oranı azaltılmış, yabancı para zorunlu karşılıklara faiz ödenmesi uygulamasına son verilmiş, Türk parası zorunlu karşılıkları faiz oranları arttırılmış, bankaların kar dağıtımına sınırlama getirilmiştir.
  • Vergi ve Prim Destekleri kapsamında; yurtdışındaki varlıkları yurtiçine getirmeyi teşvik amaçlı vergi indirimleri ve vergi muafiyetlerini içeren kanun yürürlüğe konulmuş, hisse senedi kazançlarında yerli yatırımcılara uygulanan stopaj sıfıra indirilmiş, vergi borçlarına ilişkin düzenlemeler yapılmış, yurt dışı tedarikçilerden sağlanan kredilerde stopaj oranı yüzde 5’e indirilerek vergi yükü azaltılmış, çeşitli konularda ve sektörlerde ÖTV ve KDV oranları düşürülmüş, hurdaya çıkarılan motorlu araçlarda vergi ve cezalara ilişkin düzenlemeler yapılmış, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlara gelir ve kurumlar vergisi muafiyeti getirilmiş, indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanmasına imkân tanıyan yasal düzenleme hayata geçirilmiş, KOBI birleşmelerini teşvik etmek amacıyla, birleşen KOBI’lere kanunda belirlenen şartların sağlanması kaydıyla, kurumlar vergisi muafiyeti ve indirimli kurumlar vergisi uygulanması imkanları getirilmiş, kısa çalışma ödeneğinin miktarı artırılarak yararlanma süresi 3 aydan 6 aya çıkarılmış, genç ve kadın istihdam teşvikinin süresi uzatılmış, 5084 sayılı teşvik kanununun sosyal güvenlik primi desteği uygulaması 2012 yılına kadar uzatılmış, gerçek kişilere kullandırılan kredilerdeki Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) kesintisi oranı azaltılmıştır.
  • Üretim ve İhracat Destekleri kapsamında; KOBI’lere düşük ve sıfır faizli kredi desteği verilmiş, KOBI’lerin finansman imkanlarına daha kolay erişebilmesi amacıyla Kredi Garanti Desteği uygulamasına bağlanmış, KOSGEB’in bütçesi 2009 yılında 2008 yılına göre yüzde 48 oranında artırılmış, OSB ve KSS inşaatları için verilen kredilerin faiz oranları ile OSB’lere kullandırılan kredilerde ve banka komisyonlarında indirime gidilmiş, ihracat reeskont kredisi limiti kademeli olarak arttırılmış, firmaların Eximbank kredi kapsam ve limitleri artırılmış ve Eximbank kredilerine ilişkin çeşitli düzenlemeler yapılmış, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan düşük faizli tarım kredilerinin vadesi işletme kredilerinde 18 aydan 24 aya, yat_r_m kredilerinde 5 yıldan 7 yola çıkarılmış, Yurtdışı Müteahhitlik Teminat Mektubu Kontr-Garanti uygulamasına işlerlik kazandırılmış, kamuoyunda sicil affı olarak bilinen “Karşılıksız Çek, Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına ilişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun” Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • Finansman Destekleri kapsamında; iç piyasadaki yatırımcı tabanını genişletmek amacıyla Gelire Endeksli Senet (GES) ihracı gerçekleştirilmiş, mevduat garantisinin kapsamını genişletme ve sınırını artırma konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki verilmiştir.
  • Ayrıca; Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından kayıt dışı strateji eylem planı hazırlanıp yürürlüğe konulmuş, “Yetkili Gümrük Antreposu” kurulması ve buraların gümrük hattı dışında kabul edilmesine yönelik yasal düzenleme yapılmış, Ar-Ge Şirketlerinin de Ar-Ge teşviğinden yararlanmasının sağlanması amacıyla Ar-Ge merkezi kuracak firmaların ayrıca üretim faaliyetinde bulunma koşulu olmadığına ilişkin yönetmelik hazırlanmıştır. 

2.      VİZYON

  • Türkiye’nin 2007-2013 dönemini de kapsayan 2001-2023 dönemine ait Uzun Vadeli Strateji çerçevesinde hazırlanan Dokuzuncu Kalkınma Planı’nın vizyonu, İstikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen, AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiyedir.
  • Bu genel vizyon çerçevesinde; özel sektör, STK’lar, üniversiteler ve kamu sektörünün katılımıyla 2008 yılında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda yapılan arama konferansında, Türkiye Sanayi Stratejisi’nin uzun dönemli vizyonu, “Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak” şeklinde belirlenmiştir.

3.      STRATEJİK HEDEFLER 

  • Yukarıda belirtilen genel amacı gerçekleştirmek üzere, üç temel stratejik hedef tespit edilmiştir.
  • Becerilerini sürekli geliştirebilen (güçlü) şirketlerin ekonomideki ağırlığının arttırılması,
  • Orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracat içindeki ağırlığının arttırılması,
  • Düşük teknolojili sektörlerde katma değeri yüksek ürünlere geçilmesidir.
  • Dokuzuncu Kalkınma Planında 2013 yılında, sanayi sektörünün yarattığı katma değerin toplam milli gelir içindeki payının yüzde 27,2’ye, ihracatın yıllık yüzde 14,2 artış göstererek 210 milyar dolara, ithalatın ise yılda yüzde 11 oranında artarak 275 milyar dolara ulaşması hedefleri belirlenmiştir.
  • Türkiye’de rekabet gücünün arttırılmasına yönelik geniş kapsamlı bir tedbirler bütünü, kalkınma planı, orta vadeli ve yıllık programlar bazında, 10 temel alanda ele alınmaktadır. Bu alanlar: (1) makroekonomik istikrarın kalıcı hale getirilmesi, (2) iş ortamının iyileştirilmesi, (3) ekonomide kayıt dışılığın azaltılması, (4) finansal sistemin geliştirilmesi (5) enerji ve ulaştırma altyapısının geliştirilmesi, (6) çevrenin korunması ve kentsel altyapının geliştirilmesi (7) Ar-Ge ve yenilikçiliğin geliştirilmesi, (8) bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, (9) tarımsal yapının etkinleştirilmesi, (10) sanayi ve hizmetlerde yüksek katma değerli üretim yapısına geçişin sağlanması.

4. TEMEL SANAYİ POLİTİKASI ÖNCELİKLERİ

  • İş ortamının iyileştirilmesine yönelik olarak bürokrasinin azaltılması ve işlemlerin hızlandırılması konusundaki çalışmalar sürdürülecektir.
  • İhracat yapan veya yapma potansiyeline sahip, bilgi ve teknoloji tabanlı, yenilik yapma ve büyüme eğiliminde olan KOBİ’lerin desteklenmesi için devlet yardımları daha etkin hale getirilecek ve AB müktesebatıyla uyumlu hale getirilmesi çalışmaları sürdürülecektir.
  • Haksız rekabeti önlemek üzere AB teknik mevzuatına uyum çalışmaları hızlandırılacak, mevzuata uygun olmayan malların piyasaya arzının ve dolaşımının engellenmesi amacıyla uygunluk değerlendirme ile piyasa gözetim ve denetim sistemleri güçlendirilecektir.
  • KOBİ’lerin ve girişimcilerin rekabet güçlerini artırmak ve yeni pazarlara açılmalarını sağlamak için, iş kurma ve iş geliştirme aşamalarında eğitim ve danışmanlık hizmeti sağlanacaktır.
  • KOBİ Stratejisiyle eşgüdüm halinde, işletmelerde kurumsal yönetişim ilkeleri doğrultusunda kurumsallaşmanın yaygınlaştırılması özendirilecek; KOBİ’lerin ve girişimcilerin verimliliğini arttırması, iş kurma ve geliştirme faaliyetleri desteklenecektir.
  • Yüksek katma değerli üretim yapısına geçişte ulusal ve uluslar arası düzeyde işbirliğine önem verilecek, işletmelerin dünyaya açılmalarını kolaylaştırmak üzere yabancı sermaye yatırımları özendirilecektir.
  • Eğitim sektörünün işgücü talebine olan duyarlılığı arttırılacak, işletmelerin talep ettiği alanlarda insan sermayesinin güçlendirilmesi ve eğitim ile işgücü piyasasının daha esnek bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.
  • Kayıt dışılığın azaltılmasına yönelik girişimlere devam edilecek; başta KOBİ’ler olmak üzere işletmelerin finansmana erişimi kolaylaştırılacaktır.
  • Fikri mülkiyet sisteminin etkinliğini sağlamak üzere kurumsal kapasite güçlendirilecek, kurumlar arası etkin bir işbirliği ve koordinasyon sağlanacak, toplum düzeyinde yaygın ve yerleşik fikri haklar kültürü oluşturulacaktır.
  • Bilgi Toplumu Stratejisiyle eşgüdüm halinde, bilgi iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması sağlanacak, firmalarımızın bilgiye erişimleri ve bilgiyi etkin kullanmaları, Ar-Ge ve yenilikçilik faaliyetleri özendirilecektir.
  • Orta ve yüksek teknolojili sektörlerde Ar-Ge ve yenilikçilik faaliyetlerine ve altyapısına öncelik verilecek, büyük ölçekli yatırım, ortak yatırım ve Ar-Ge projeleri desteklenecektir.
  • İşletmelerin fiziki altyapı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ve altyapı sektörlerinde yeniden yapılanma ve rekabet ortamının iyileştirmesi yoluyla, mal ve hizmet üretimindeki girdi maliyetlerinin mümkün olduğunca en aza indirilmesi hedeflenecektir.
  • Sanayinin girdi maliyetlerini azaltmak amacıyla; enerji arz güvenliği sağlanacak, enerji piyasası rekabetçi hale getirilecek ve enerji verimliliği arttırılacaktır.
  • Sanayi ve çevre politikalarının uyumu gözetilerek büyümenin sürdürülebilirliği sağlanacaktır. Sanayide, insan sağlığına ve çevre kurallarına uygun üretim yapılacak, sosyal sorumluluk standartlarının gözetilmesine önem verilecektir.
  • AB’nin çevre alanındaki mevzuatıyla tam uyum gerçekleştirilecek, ancak uyumun özellikle KOBİ’ler üzerinde yüksek maliyetinin etkin geçiş dönemi stratejileriyle en aza indirilmesine yönelik tedbirler alınacaktır.
  • İşletmelerin ortak Ar-Ge, ortak tedarik ve pazarlama faaliyetlerine önem verilecektir. Ağ oluşturma ve kümelenme girişimleri desteklenecektir. İşletmelerin belirlenmiş sanayi bölgelerinde kurulması ve mevcutların bu alanlara taşınması özendirilecektir.
  • Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sorumluluğunda otomotiv, makine, beyaz eşya, elektronik, demir çelik, ağaç işleri, kağıt ve mobilya ile kimya sektörlerinde olmak üzere sektörel stratejiler hazırlanacaktır.
  • Orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracat içindeki paylarının arttırılmasına yönelik yeni girişim başlatılacak; otomotiv, beyaz eşya, makine ve elektronik sektörlerinde Türkiye’nin üretim merkezi olmasına çalışılacaktır.
  • Kümelenme politikası geliştirilecek ve kümelenme potansiyellerinin belirlenmesi amacıyla analizler yapılacaktır.
  • Sektörel ve bölgesel gelişme politikaları AB’ye uyumu da dikkate alarak, bölgelerin verimliliğini yükseltmek ve rekabet gücünü arttırmak amacına hizmet edecektir.
  • Sanayi faaliyetleri hakkındaki verilerin bütünsel, sistematik ve birbiriyle uyumlu bir biçimde toplanması, güncellenmesi ve sunulması yoluyla piyasadaki yatırımcıların ve diğer kullanıcıların daha doğru kararlar vermelerine imkân tanıyan “Girişimci Bilgi Sistemi” Sanayi ve Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda kurulacaktır.

 

5. YATAY SANAYİ POLİTİKASI ALANLARI

  • Son yıllarda yapılan çalışmalar ve iyi uygulama örnekleri, işletmelerin verimliliğinin arttırılmasında, iyi işleyen bir yatırım ve iş yapma ortamının çok önemli bir işlevi olduğuna işaret etmektedir. Bu bağlamda, düzenlemelerin iyileştirilmesine, rekabet hukukunun geliştirilmesine ve devlet yardımları sisteminin yeniden yapılandırılmasına öncelik verilmektedir.
  • Türkiye’de, 2001 krizinden sonra gerçekleşen yüksek büyümeye rağmen gerilemeyen işsizliği ve küresel rekabet baskısının ortaya çıkardığı sorunları azaltmak için nitelikli işgücü arzını ve talebini arttırmaya yönelik adımların atılması son derece önemlidir.
  • Türk şirketleri, küresel ekonomiye entegrasyondan kaynaklanan rekabete, bugüne kadar işgücü maliyetlerini reel anlamda düşürerek ve verimliliği artırarak cevap vermiştir. .
  • Firmaların teknolojik gelişimine yönelik politikalar; yüksek teknolojili sektörlerin ekonomideki ağırlığının arttırılması, geleneksel sektörlerimizde daha yüksek katma değerli bir yapıya geçilmesi ve tüm firmaların teknolojik gelişmelerden daha fazla faydalanıp sürekli olarak rekabet güçlerini arttıran bir yapıya kavuşmasını sağlaması açısından sanayi politikasının temel alanlarından birini oluşturmaktadır.
  • Ülkemizdeki altyapı sektörleri, diğer nedenlerin yanı sıra sanayinin rekabet gücü üzerindeki kritik etkisi nedeniyle yeniden yapılanma sürecinden geçmektedir.
  • Türk Sanayisi için sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde çevre politikalarının uygulanması sanayi stratejisinin önemli bir parçası olup, bu sürecin doğru geçiş stratejileri ile yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
  • Küreselleşme süreci özellikle 1980’lerden sonra, şehir ve bölgelerin küresel rekabetin bir oyuncusu olmasını, bunun için kalkınma konusunda yerel ölçekte düşünme ve iş yapma kapasitesinin artırılmasını gerekli kılmıştır. Gelişmiş şehir ve bölgelerin rekabet gücünün sürekli artırılmasının yanında, az gelişmiş bölgeler lehine bölgeler arası gelişmişlik farklarının giderilmesi, bölgesel kalkınma politikasının sanayi stratejisiyle kesişim alanını oluşturmaktadır.
  • Sanayi politikası açısından bölgesel kalkınma, bölge düzeyine yönelik özel önlemlerin alınması ve bölgelere özel önlemler alınmasını gerektirmeyen ulusal politikaların bölgelerde uygulanması olarak iki boyutludur. Birincisi, ulusal önceliklerle uyumlu olarak bölgesel önceliklerin belirlenmesi, sanayinin bölgesel öncelikler çerçevesinde yapılanması, devlet yardımları sisteminin mekân odaklı olarak oluşturulması gibi önlemleri içermektedir. İkincisi ise yatırım, iş yapma ve verimliliğin önündeki engellerin kaldırılması gibi tüm bölgeleri eş düzeyde ilgilendiren ulusal nitelikli politikaların yerel düzeyde uygulanmasından oluşmaktadır.

27nci Ulusal Yazılım Kurultayı Sunumu, Ankara, Eylül 2010

12 Dec

Merhaba,

Ekte 24 Eylül 2010 tarihinde Ankara’da düzenlenen 27nci Ulusal Yazılım Kurultayı sunumumun özeti yer almaktadır.

Sunumda şu an çalışmakta olduğum Ibtech’de, sunumun yapıldığı tarihte uygulanan portföy ve proje yönetim metodolojileri özetlenmiştir. Sunumun yapıldığı tarihten sonra metodolojide önemli düzenlemeler yapılmış, ileride de yapılmaya devam edecektir. Fakat, o zaman ki işleyişin proje yönetimine ilgi duyan öğrenci ve profesyonellere fikir vereceğini ümit ediyorum.

İyi haftalar,

27nci Ulusal Yazılım Çalıştayı (Ankara, Eylül 2010)

http://www.bilisim.org.tr/main.html

www.bilisim.org.tr/bilimselprogram.pdf

http://www.ibtech.com.tr/

PMI 2010 Global Kongresi Notları

3 Dec

Ekte 10-12 Mayıs 2010 tarihleri arasında İtalya Milano’da düzenlenen PMI Kongresi ile ilgili notlarım yer almaktadır. 

Kongrenin ana konularına baktığınızda program yönetimi ve çevik proje yönetimine özellikle ağırlık verildiğini göreceksiniz.

Bu konularla strateji yönetimi arasında ki bağlantıyı da doktora notlarımdan yararlanarak özetlemeye çalıştım.

Herkese iyi haftasonları dilerim!

PMI Global Congress EMEA 2010 Summary by Burak Uluocak

PMI Global Congress EMEA 2010 Notes

3 Dec

I present you a summary of my PMI Global Congress EMEA 2010 Notes that was managed in Italy- Milan, between 10-12 May 2010.

As you will see from the areas of focus presentations, during the congress, special importance was given to program management and agile management  subjects.  

I also added theoratical background from my Ph.D. lessons, especially “Strategic Management”.

The summary is attached below. Have a nice weekend!

PMI Global Congress EMEA 2010 Summary by Burak Uluocak

Kitap Özeti: “Dünya Düzdür” (The World is Flat, by Thomas L. Friedman)

22 Nov

Merhaba, Thomas L. Friedman tarafından yazılan “Dünya Düzdür” kitabını kısaca tanıtmak istiyorum.

İlk olarak kitabın yazarı Thomas L. Friedman defalarca Pulitzer kazanmış bir New York Times yazarıdır.  4ncü kitabı olan “Dünya Düzdür” yayınlandığı Nisan 2005 ile Mayıs 2007 tarihleri arasında New York Times’ın en çok satan kitaplar listesinde yer almıştır.

Kitap genel olarak küreselleşmenin aşamalarını ve bunu sağlayan nedenleri (ülkeler arasındaki duvarların yıkılması, internet gibi teknolojik gelişmeler, dış kaynak kullanımı, tedarik zinciri kullanımı gibi…) detaylandırmaktadır.

Ayrıca kitabın önemli kısmı, insanların ve şirketlerin küreselleşme karşısında almaları gereken önlem ve izlemeleri gereken yolları anlatmaktadır.

Kitabın İngilizce özetine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. İyi haftalar !

The World is Flat Book Summary

http://www.idefix.com/kitap/dunya-duzdur-yirmi-birinci-yuzyilin-kisa-tarihi-thomas-l-friedman/tanim.asp?sid=LC6XB7V07D8DQUXGNT52

http://www.thomaslfriedman.com/

Book Summary: “The World is Flat” by Thomas L. Friedman

21 Nov

I present the book summary of “The World is Flat” by Thomas L. Friedman.

Thomas L. Friedman is an American journalist, columnist of New York Times, Marshall scholar and multi Pulitzer Price winning author.

His 4th book, “The World is Flat” was on the New York Times Best Seller List from its publication in April 2005 until May 2007. Since July 2006, the book has sold more than two million copies.

The book generally describes the steps of globalization and the events created it (like Coming down of Walls, World Wide Web, Outsourcing, Off Shoring, Supply Chaining, etc.).

Also, important part of the book describes what should people and companies do to use globalization for themselves.

Have a nice week !

The World is Flat Book Summary

http://www.amazon.com/WORLD-FLAT-HISTORY-TWENTIETH-FIRST-CENTURY/dp/B0026GMYN2/ref=sr_1_3?ie=UTF8&qid=1290361652&sr=8-3

http://www.thomaslfriedman.com/

Proje Yönetiminin Ardındaki Matematik “Kazanılmış Değer Yönetimi”

17 Nov

Bugünün gittikçe yataylaşan ve hiyerarşileri azalan organizasyonlarında proje yönetiminin rolü de orantılı olarak artmaktadır.  Ayrıca, yeni ürünlerin zamanında ve bütçesinde tamamlanması için hemen hemen bütün büyük şirketler değişik birimlerde çalışan insanları bir araya getirebilmek için gene proje yönetim metodolojilerinden yararlanmaktadır.

Buna karşılık, diğer yönetim disiplinleri ile karşılaştırıldığında, modern proje yönetimi oldukça yeni bir kavramdır. İlk olarak 1950′lerde Amerikan devlet programlarında bu disiplin kullanılmaya başlanmış, 1990lardan itibaren tüm sektörlerde gittikçe yaygınlaşarak kullanımına devam edilmiştir. 

Günümüzde, çeşitli birimlerdeki insanların koordinasyonlarının yanı sıra, proje performansının objektif olarak ölçülebilmesi ve problem anında gerekli aksiyonların alınabilmesi için ölçüm yapmaya yarayacak matematiksel tekniklerden de yararlanılmasının gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma önemli bir matematiksel proje yönetim tekniği olan “Kazanılmış Değer Analizi” üzerinde durmaktadır.

Çalışmanın ilk bölümünde genel proje yönetimi ile ilgili genel tanımlar verilmiştir. Takip eden bölümlerde iki önemli proje kısıdı olan “zaman” ve “maliyet” üzerinde durulmuştur. “Kazanılmış Değer Analizi” ise son kısımda detaylandırılmıştır.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.